
Amsterdam'ın Tarihi Amsterdam Kuzey Avrupa'nın en büyük kentlerinden biridir. Amsterdam güzellik, dinginliğin ve bir parça da çirkinliğin mutlu bir beraberlik kurduğu bir yerdir. Bu bölünmüş kişilikli şehrin her iki tarafı da ziyaretçi çeker. Amsterdam'ın kendine özgü yanlarının çoğu, kentin dini, felsefi ve siyasi hoşgörü geleneğinden kaynaklanır. Pek çok ülkenin çatış-malarla parçalandığı, erken sayılabilecek bir dönemde, Amsterdam'da düşünce özgürlüğü yönünde eğilimler vardı. 16. yüzyıldaki İspanyol egemenliğine karşı mücadelede vicdan özgürlüğü konusunda uzun uğraşlara girişildi. Bu, hiç kimsenin başkalarının eylemi yüzünden zarar görmemesi gerektiği düşüncesiyle günümüzde de varlığını sürdürmek-tedir. 1970'lerdeki ev işgalcilerinin yol açtığı kargaşanın yatışmasında rol oynayan da bu tavır olmuştur. Kent, Amstel Nehri'nin ağzındaki yerleşime uygun olmayan, sulak bir arazide, küçük bir balıkçı köyü olarak kurulmuştur. Köyün etrafındaki sular, kanallar, setler ve ekim alanlarından oluşan bir sistemle kontrol ediliyordu. Bu küçük kasaba 17. yüzyılda bütün dünyaya yayılan devasa bir imparatorluğun başkenti haline geldi. 16. ve 17. yüzyıllarda Amsterdam biricik kılan kanalların ve sivri çatılı evlerin yapılması yöreye özgü bir mimarinin doğuşuna yol açtı; bunun sonucunda, sıradışı güzelliğiyle kent merkezi ortaya çıktı. Kent, 18. yüzyıldan sonra önemli bir finans merkezi oldu, ancak iç karışıklıklar ve Napoleon yönetiminin getirdiği sınırlamalar bu zenginliğin azalmasına yol açtı. Kent bir belirsizlik dönemine girdi ve sanayileşmenin gelişi gecikti, ancak 20. yüzyılda Avrupa'nın candamrına yeniden dahil oldu. 1993 yılında genişletilen uluslararası havaalanı belli başlı kentlerle bağlantı sağlar. Müzeleri gezmek ve canlı, modern bir şehrin nazlarını tatmak isteyen turistlerin ilgisi hâlâ sürer.









